Kuantum fiziği teorisi, bilim ve insanlık tarihinin üzerinde en çok kafa yorduğu ve birçok tartışmalara konu olan teorilerinin en başında gelmektedir. Kuantum nedir derseniz ‘Atomik olaylardaki enerjiyi açıklamaya yarayan fizik teorisidir.’

Kuantum fiziğinin temelleri 20. yüzyılın ilk yarısında Max Planck, Albert Einstein, Niels Bohr, Werner Heisenberg, Erwin Schrödinger, Max Born, John von Neumann, Paul Dirac, Wolfgang Pauli gibi bilim adamlarınca atılmıştır. Belirsizlik ilkesi, anti madde, Planck sabiti, kara cisim ışınımı, dalga kuramı, alan teorileri gibi kavram ve kuramlar bu alanda geliştirilmiş ve teoriler klasik fizikten ayrışmıştır. Klasik teorik fizik, evrende süregelen makroskobik alandaki fiziksel olayların çoğunu açıklayabilmektedir. Atom fiziğinde özellikle elektron ve foton gibi kuantum mekaniksel parçaların fiziksel olaylarının meydana geldiği mikroskobik alan, klasik fizik ile açıklanamamaktadır.

Klasik fizik ile kuantum fiziğini kıyaslayacak olursak;

1- Klasik fizikte büyük parçaların her zaman küçük taneciklerden oluştuğu, kuantum fiziğinde ise taneciklerin dalga karakterinde hareket ettiği düşünülür ve bu teori kuvvetli matematiksel işlemler ile desteklenir.
2- Klasik fizikte cisim bir bütün olarak incelenir ve Newton formülü ile çözümlenir. Cismin ve taneciklerin hareketi değil kütle merkezinin hareketi incelenir. Kuantum fiziğinde taneciğin enerjisi ve gerekli büyüklükler Schrödinger dalga denklemi ile çözümlenir.
3- Klasik fizikte taneciğin gelecekteki durumu ilk durumda aldığı enerji ya da momentum ile tespit edilir. Ancak, kuantum fiziğinde taneciğin ilk durumu kesinlik içermediği için gelecekteki durum tam olarak kestirilemez. Olasılıklar hesaplanmaya çalışılır. Burada klasik fizik olarak bahsettiğim, kuantum fiziğinin özel durumlar için yaklaşımıdır aslında.
4- Klasik fizikte uzay ve zaman süreklidir ve nesnelerin özellikleri sürekli birer değişkendir. Kuantum Fiziğinde uzay ve zaman süreksiz ve kesiklidir ve değişkenler süreksiz olup ani sıçrayışlarla bir durumdan diğerine geçiş olur.
5- Klasik fizikte determinizm yani “belirlilik” vardır. Oysa ki Kuantum fiziğinde olaylar determinist olarak gelişmezler, belli bir olasılık yüzdesi bulunur.
6- Klasik fizikte nesnelerin birbirlerinden bağımsız oldukları ve her bir nesnenin çevresinden yalıtılarak incelenebileceği inancı ve görüşü vardır. Kuantum Fiziğinde ise nesneler birer enerji dalgası olarak görüldüğünden klasik anlamda “nesnellik” kaybolmaktadır.

Sesin iletilebilmesi için bir iletken, ya da en azından hava gibi fiziksel bir ortamın varlığı gereklidir. Ama ışık için ve onun yayılabilmesi için böylesi bir ortama dahi gerek yoktur. O yıldızlar hattâ galaksiler arası uzay boşluğunda bile her yöne yol alabilmektedir. Evrende maddesel bağımlılığı en düşük olan fiziksel olay veya olgu ışıktır ve ışığın hızı saniyede 300.000 kilometre ile sınırlıdır. Aslında basitçe kuantum fiziğini anlayabilmek için ışığın eşsiz özelliklerini anlamak iyi bir başlangıç olacaktır.

Işığı tam olarak açıklayabildiğimizde şu sorular aklımıza gelir; Işık hızında genç kalmak mümkün müdür? Ya da bir yıldızdan Dünya’yı gözlemlemeyi başarsak Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethini canlı izleyebilir miyiz? Kuantum fiziğinde evet, bunların hepsi mümkündür ve Kuantum fiziğini çekici yapan da budur. Peki bunların nasıl gerçekleştiği varsayılır?

Bunu açıklamak için şöyle bir örnek ele alalım; Dünyadan ayrılan bir araç uzaya tam ışık hızında iki yıllık gidip gelirse ne olur? Anlamak için kütle değişimini göz ardı etmeliyiz. Aracın içindekiler yaşlanmazlar. Dünyada da tam iki yıl geçer. Dünyadakine göre ışığa dönüşen araç uzayda iki yıl dolaşır ve döner. Araçtakine göre ise tam ışık hızında zaman tamamen durur. Hem zaman, hem mekân ortadan kalkar. İki yıl boyunca hepliğe sahip olan yolcular döner, ama gitmesiyle dönmesi aslında birdir. Araç durmak için yavaşlayacağından zamanı sonsuzdan geriye dönmüştür. Fakat dünyada iki yıl geçmiştir. Burada değişimin gözlemciye göre değiştiğini kabul etmemiz gerekiyor. Aracın içindekilerin ömrü neyse yine onu yaşamışlardır. Dünyadakiler de öyle. Ama gözlemledikleri cisimler değişime uğramış oluyor. Yani herkesin zamanı kendine özel işliyor. Dünyaya göre dünya sabit, araç hareket ediyor. Araca göre de araç sabit dünya hareket ediyor görünmesi gerekmez mi? İşte burada özel ve genel göreceliliğin ne olduğunu anlıyoruz. Özel görecelilikte karşılıklı hızlar aynı ya da cisimlerin sabit olması gerekiyor. Genel görecelilikte ise ivmeli hareket kavramı devreye giriyor. Dünyadan ayrılan araçla, araçtan görülen dünya aynı hızda değil. Araç ivmeli hareket ediyor; önce durmakta iken, sonra hızlanıyor, sonra daha hızlanıyor, dönüyor yavaşlıyor ve tekrar duruyor. Dünyada ise başından beri hiç ivmeli hareket yok. Bu durumda dünyanın durağan aracın ise hareketli olduğu kesin hale geliyor. Gözlemciler hızlarında değişiklik yapılmadığı sürece birbirlerinde aynı değişimi görürler. Yani kuantum fiziğine göre 20 yaşında bir astronotun ışık hızında yaptığı kısa bir yolculuk sonrası Dünya’ya döndüğünde yaşıtlarını çok yaşlanmış bulması olasıdır.

Klasik fizik anlayışında uzaya baktığımızda uzaydaki bütün cisimlerin o andaki halini gördüğümüzü zannediyorduk. Modern fizikte ise ışığın sonsuz olmayan bir hızı olduğunun ortaya çıkmasıyla işler değişti. Uzaya baktığımızda ışık kaynağı olan bir yıldızın ya da bir yıldızın ışığını yansıtan bir başka gök cisminin üzerinden gelen ve onu görmemizi sağlayan ışığın bizim gözümüze veya alıcılarımıza gelene kadar ne kadar süre geçebileceğini hesaplayabildik. Örneğin ışığın kırk yılda alacağı yol kadar uzakta olan bir gezegene teleskopla baktığımızda, o gezegenin şu anda bakmamıza rağmen aslında kırk yıl önceki halini görüyoruz. Ya da oradan birileri şu anda bizim dünyamıza bakıyor olsalar bu kez onlar İstanbul’da birinci boğaz köprüsünün daha yeni inşa edilmeye başlandığını görürlerdi. Bugünkü dünyayı görebilmeleri için ise bir kırk yıl daha beklemeleri gerekirdi. Biz gökyüzündeki yıldızlara baktığımızda aslında birçok yıldızın tarih öncesi zamanını ve hatta insanoğlu ve dünya bile var olmadan önceki hallerini görüyoruz. Aslında tüm bu karmaşık görünen ve zor algıladığımız örneklemeler ve açıklamalar matematiğe dayanmaktadır ve oldukça ikna edicidir.

Günümüzde açıklanamayan her türlü olay, psikolojik ve sosyolojik farklılıklar dahi kuantuma dayandırılmaktadır. Ancak, ben bu yaklaşımın çok da doğru olduğu görüşünde değilim. Kuantum düşünce gücü gibi sosyal kavramları mutlaka duymuşsunuzdur. Kuantum düşüncenin bağlanmaya çalışıldığı ezoterik bilimlerde gelişme sağlayabilmek için en az fiziksel bilimlerdeki kadar sebat, özgürlük, sıkı çalışma, septik anlamda kuşku duyma, sorgulama ve açık bir bilinç gereklidir. Aksi durumda tüm çakralarımızı açsak dahi birşeyleri kuantumla açıklayamayız.